Yayın tarihi
Probiyotik, prebiyotik ve postbiyotik terimleri etiketlerde sık sık yan yana kullanılır ve çoğu zaman birbirine karıştırılır. Aralarındaki fark akademik bir ayrıntı değil; ürünün nasıl üretileceğini, nasıl saklanacağını ve neyi vaat edebileceğini doğrudan belirler.
Üç terim, üç farklı şey
Probiyotik, yeterli miktarda alındığında fayda sağlayan canlı mikroorganizmalardır. Prebiyotik, bu mikroorganizmaların beslendiği, sindirilmeyen bileşenlerdir.
Postbiyotik ise canlı hücre içermez. Mikroorganizmaların metabolik faaliyeti sonucu ortaya çıkan bileşenlerden ve inaktive edilmiş hücre bileşenlerinden oluşur. Yani faydayı üreten şey aktarılır, üreticinin kendisi değil.
Formülasyonda neden tercih edilir
Canlı organizma taşımak zordur. Probiyotik bir ürünün raf ömrü boyunca canlılığını koruması; sıcaklık, nem, pH ve ambalaj geçirgenliği gibi değişkenlerin tamamının kontrol altında tutulmasını gerektirir. Isıl işlem gören bir üründe bu çoğu zaman mümkün değildir.
Postbiyotik içerikler canlılık taşımadığı için bu kısıtların dışındadır. Daha geniş bir sıcaklık ve pH aralığında stabil kalır, ısıl işlem görmüş gıdalarda ve içeceklerde kullanılabilir, raf ömrü hesabı basitleşir.
Bu, postbiyotiğin probiyotikten üstün olduğu anlamına gelmez; farklı bir sorunu çözdüğü anlamına gelir. Seçim, ürünün formuna ve hedeflenen etkiye göre yapılır.
Üretim tarafı
Postbiyotik üretiminde belirleyici olan, kullanılan suşun ve fermantasyon koşullarının tanımlı olmasıdır. Aynı bakteriden farklı koşullarda farklı metabolit profilleri elde edilir.
Bu yüzden postbiyotik bir hammaddede aranması gereken şey yalnızca "postbiyotik içerir" ifadesi değil; suş bilgisi, üretim koşulları ve analiz sertifikasıdır. İzlenebilirlik olmadan içeriğin tekrarlanabilirliği de yoktur.

